GÜZEL BİR HİKÂYEDİR TUNÇSİPER’DE GEÇEN ÖMÜR

İlk sahnede bir okul sırasında görülüyor çocuk. 1. sınıfa başlamış; elleri titriyor, kalem tutmaya çalışıyor. Öğretmeni yanında, ona doğru eğilmiş, adım adım öğretiyor her sözcüğü. Bu öğretmeni tanıyorum.

Büyüyor, okuma yazmanın ötesinde şeyler öğrenmeye başlıyor. Kocaman açıp gözlerini kocaman dünyayı aklına sığdırmaya çalışıyor. Dans ediyor, şarkı söylüyor.  Sayıyor, saygı duyuyor da en çok sevmeyi öğreniyor. Sevildiğini biliyor çünkü.

Daha da büyüdü şimdi. Yemekhanede tepsisini kendi alıyor, servisten inince evine kendi gidiyor. Hatta sınava girecek de birkaç yıl sonra babası ona istediği cep telefonunu alacak. Zaman geçiyor. Bu yıl okulla katıldığı bir projede onun da emeği geçti, başarıyı tattı. Yılsonu gösterisinde öğretmen rolünü oynadı da öğretmenini daha iyi anladı. Bu yıl kardeşi de onunla aynı okula başladı. Ağabey oldu artık, çocuk kalbinin içinde olgunlaştı. 8. sınıfta artık. Öyle zor ki bu yıl onun için. Deliler gibi ders çalışıyor, deliler gibi proje yapıyor, deliler gibi basketbol oynuyor… Hepsi iyi ama o deliler gibi de âşık oluyor. O çok sevdiği arkadaşıyla, hani onu en iyi anlayan, keşke daha çok vakit geçirebilse. Bir buna üzülüyor bir de ilköğretim yıllarının geride kaldığına. O yıllarca onun için emek harcayan öğretmenlerinden ayrılacağına.

Hep başka bir dünyanın insanı gibi gelirdi ona liseli gençler. Onlar sanki hep daha özgür, hep daha sosyal hep daha uzun saçlı. Artık sırt çantası yerine daha “liseli” bir çanta aldı kendine. Hatta bazen kitaplarını elinde taşıyor, böyle daha karizmatik oluyormuş. Öğretmenleri onlara gençler diye sesleniyor bazen de arkadaşlar! Rehberlik servisinde “büyüyünce ne olacağım” sorusunun yanıtını arıyor. Küçükken hep Nezih Dede olmak isterdi çünkü.

Hani deliler gibi âşık olduğunu zannediyordu ya, bu aralar pek anlaşamıyor kız arkadaşlarıyla. Sivilceleri yüzünden… Onlar dalga geçmeden o bir şeyler söyleyip onları kızdırıyor. Bir didişmedir sürüyor. Okulun basketbol takımında yine; ama edebiyat öğretmeni ona şiir dinletisinde de görev verdi. Hiç istemiyordu oysa onca kişinin önünde şiir mi okuyacaktı? Nasıl olurdu bu? Küçükken daha kolaydı, hata bile yapsa herkes gülümsüyordu. Ya şimdi? Sesinin rengi çok güzel demişti öğretmen. Hayır diyememişti. Bu çocuğu bir yerden tanıyorum.

Dersler bazen zorlasa da ipin ucunu hiç kaçırmıyor. Hani böyle öğrenciler daha çok sevilir ya, burada en yaramaz öğrenci bile seviliyor. Teneffüslerde, gezilerde, etkinliklerde öyle çok şey konuşabiliyorlar ki öğretmenlerle, bazen öğretmen kime âşık ya da kime kırgın olduğunu, ondan önce anlıyor. Nasıl oluyor da öğretmeni her şeyi biliyor.

32 yaşındayım. İyi bir üniversite okudum. Mezun olur olmaz işimi kurdum, ailem oldu. Öyle doğru yerdeyim ki… İçim öyle güzel eğitildi ki…
Liseden mezun olacağı gün, hani herkesin bir tenha köşesi vardır ya okulda, köşesine çekildi. Etrafta dolaşan kalabalığa baktı. 12 sene boyunca gezdiği, top oynadığı, düşüp dizini kanattığı, kız arkadaşına duygularını açtığı, erkek erkeğe takıldığı, yaz aylarında çimlerine uzandığı bu bahçeden ayrılıyordu. Bunu hiç hesaba katmamıştı. İlköğretimden mezun olduğunda arkadaşlarıyla gene lisede buluşmuşlardı ama şimdi nasıl olacaktı? Herkes rüzgârın estiği yöne uçacak ve kimse onlara ödevini yaptın mı diye sormayacaktı. Buradan sonrası artık onun seçimiydi. Gözleri doldu.

Kalk dedi içindeki ses. Kalk ve kürsüdeki konuşmanı yap. Seninle birlikte yıllarca bu sıralarda her şeyini paylaştığın arkadaşlarına ve öğretmenlerine onları ne kadar özleyeceğini söyle. Ve de ki: “Ben bir Tunçsiperliyim. Kendine güvenen, sorumluluklarının bilincinde, yaşama ve dünyaya sıkıca bağlı, gittiği her yerde saygı uyandıran ve sevgi dolu bir Tunçsiperli. Dünden aldığım enerjiyle yarınım beni bekliyor.”

Bu çocuğu bir yerden tanıyorum. O son sahne, o zaman da benim için çok zor olmuştu. İnsanın kendini güvende hissettiği bir yerden ayrılması çok zordu.

Film bitti. Ekrana bakıyorum. Ekran sandığım bahçeme. Okulumun arka bahçesine… Yıllar geçmiş. Olgunlaşmış yüzler görüyorum. Tanıdığım, anımsadığım… Bir adım attım soluduğum yılların arasına. Arkadaşlarım, öğretmenlerim, Nezih Dede orda! Kim bilir birkaç yıl sonra gelsem kendi oğlum da eşlik edecek benim çocukluğuna.

Konuşuyoruz, anlatıyoruz, paylaşıyoruz;  ama doymak bilmiyoruz. Hala görüşüyorum arkadaşlarımla aslında ama Özel Tunçsiper Okulları sınırları içinde olmayı özlemişim çok. Plan yapıp okuldan kaçıp yakalanasımız geliyor. Ne kadar gitsek de geri dönesimiz. Lisede okuyan öğrenciler var kalabalığın içinde. Kıskanıyorum onları. Ne de olsa ben mezundum artık; eskiydim, bugün benim günümdü ama yarın onlar burada olacaktı. Onlar, benim burada yaşadığım o dopdolu yılları yaşayacaktı. Seviniyorum, sevdiğim ve sevildiğim için…

Bir yıl sonra yine burada buluşmak için söz veriyoruz birbirimize ama ben Ahmet’le yarın akşam maç izlemek için sözleştim bile. Belki 12 Fen A’ daki arkadaşlar da gelecek. Yarın okula gelmeyeceğim Mustafa Hocam, söz veriyorum devamsızlık yapmam bir daha… 

 

Ö Z E L     T U N Ç S İ P E R     O K U L L A R I

Çamlıca Mah. Babacan Cad. No:72      16100   Nilüfer/BURSA

Tlf. : 0.224.451 52 90       Faks: 0.224. 451 52 99      info@tuncsiper.com

 

© 2009, ÖZEL  TUNÇSİPER  OKULLARI.  Tüm  hakları  saklıdır.